Bir ufku aralamak doğal dengeyi yeniden kurmaktan başka bir şey değildir.
Yıllara vurulmuş bir sabır yıllarca karılmış bir hamur yarattı ise bir yapı her şey çok farklıdır artık.
İnsan ufku belkide aralanması zor ama giderek aralanan bir ufuk. Başka yaratık ve hayvanlar açısından böyle bir durumun oluşu beklide yok. En azında olmadığını düşünüyoruz. Ama insanlığın ufkunu aralamakta pek öyle kolay olan bir şey değil. Algılamadaki dikey ve yatay gelişimlerin olabilmesi için bir dizi süreçlerin oluşması gereklidir. En çokta bir insan ömründeki algı gelişiminin nesillere aktarımındaki sönümü ve onu fark edene kadar geçen zaman toplumsal algı genişlemesinin önünde büyük bir engeldir. Bilim insanının yıllar önce yaptığı bir yaratmayı bir bakıyorsun ki yüz yıl, iki yüz yıl geçmiş tozlu raflarda unutulmuş bulabiliyoruz. İletişim teknolojisinin gelişimi giderek bu tür olayları azaltsa da bunlar hep olmaya devam edecek olaylardır.
Birisinin algılayışındaki farklılığı bir başkasının yakalaması, ilk etap da en az onun kadar bir algı içinde olmasını, sonrada o bilim insanının en son yakaladığı algı içine girebilmesi gereklidir. Fakat bu çok zor yakalanan bir durumdur.
Bunun kolay olan yönü dönemsel ama kuşak farkı ile birlikte çalışan bilim insanlarının olması ile mümkün olur. Bu başarılbilirse toplumsal ilerleme açısından fayda sağlar. Fakat bu tarz ekip çalışmaları giderek artsa da dallanmaların olması nedeni ile bütünsel bir algı genişlemesi için sentez bilgi birikimli insanların azlığı ve onlarında bireysel kaygı ve menfaati nedeni ile beklenen üretkenliğinin önünde ket oluşturmaktadır.
Algı genişliğini artırmak beklide bütün disiplinlerin bir sentezini giderek büyütmekte yatıyor. Bu nedenle de genelde bir okullaşma tarzı yoğun ve etkileşimli bilim çalışması gerekli. Gerçi NASA gibi ulusal ve uluslararası çalışmalar arttı. Ama yine de ulusların menfaati ve çıkarları nedeni ile bu mümkün görünmüyor. Çünkü giderek bilimsel gelişmeler ülkeler arasında ekonomik savaşın temel aracı olmaya başladı. Bu bakımdan bu türlü çalışmalarında evrensel değerde önemi tartışılır.
Bireysel araştırmalarda insani çaba bazen her şeyin ötesine geçebilir. Bu kişi bilimde, sanatta, felsefede ve diğer disiplinlerdeki gelişmeleri yakın takip ederse; kendi sentezine gider. Bu durumda grup çalışmalarının düşünsel yönlendirmelerine bağlı kalmadan, kendi özgür düşün alanında istediği gibi düşünerek bunların sınamasını yapabilir. Tarihsel bakış açışından bakıldığında, insan ufkunu aralayan büyük gelişmeler bu tarz çalışmalarla ortaya çıktığı görülür. Zihin sonuçta bir laboratuvar gibidir.
Bir bilge insan ele alalım. Bu bilge dünyanın yeni yeni keşfettiği biri, Mevlana ı Celalettini Rumi. Bu mistik, mesnevi bilgini kendi içinde dönemsel din ve teolojinin içinde aydınlık yol bulma savaşında öyle ufuksal bir yol aralamıştır ki; bu gün dünya onun öğretisinin daha fazla anlaşılması yolunda uğraş veriyor. Kendi ülkem insanlarının onun ruhunu anlamadığını yıllardır biliyordum. Uzun dönem Konya ikametgahında bulunmam bana bu imkanı vermişti. Hep bir şeylerin eksik boyutunu, insanların bu bilgeyi anlamdaki algı eksiklerini görmüştüm.
Mevlevilerin semasının anlamını bile, bir bale gibi izleyip de, hiçbir tat almayan insanları hep görmüştüm. Hatta bir semazen tanımıştım ki bunu sadece para için yapıyordu. Dönemsel törenler de görev alır onun dışında hayatın içinde her hangi biri, sıradan biri gibi yaşardı. Bu yaptığı işle ilgili sıradan bilgi dışında bir birikime sahip olamaması bana çok ürkütücü gelmişti.
Diğer taraftan şehrin bilgelerinin konuşmalarında bilge adına sohbetlerinde gördüğüm ise çok daha kötüydü. Zorla dinselliğinin bir miti, bir putu yapılmaya çalışılan bilgeye özünden farklı bir elbise giydirilmeye çalışıldığını hayretle gözlemlemiştim.
John Baldock ‘un bilge hakkındaki “Mevlana Gizli Öğretisi” isimli çalışmasını okuyunca, bu işi bizim milletimizin ne kadar kötü yaptığını anladım. Analitik düşünce tarzı ile araştırmacı kimliğin birleşmesiyle ortaya çıkan tarz mükemmellik ti. Bilimsel bir tarz ile yaklaşımın sonucunda bir analiz sunan ve çıkarsama yapan yazar, gerçek mevlanayı bizim anlamamızı sağlıyordu. Bilgede ki algı derinliğinde çok dikkate şahane bir nokta yakalamıştım. Bu çok ilginç bir nokta idi. ”nesneleri zıtları aydınlatır”. Bir zıt çiftin her biri diğer birinini varlığını mümkün kılar; gece ve gündüz, kusursuzluk ve kusur, bütünlük ve bozunluk, mutluluk ve üzüntü, yenilik ve eskilik, ruh ve beden. Bunlar bağlantıları nedeni ile her biri zıtları nedeni ile bilinirler ve var olurlar.
Bir şeyi aydınlatacak bir zıddı olmalı ki yani aksi, ayna görüntüsü olmalı ki keşfi mümkün olsun. Sonuçta evreni algılama biçimimiz ilerleyen çağlarda çok değişiyor görünse de, özde ifade edişimiz değişiyor. Bu değişen ifade edişle bir başka algıya doğru seyrimizi devam ettirebiliyoruz. Bu seyir genel anlamda ufuksal algı seyridir. Bu yaklaşım bu gün fiziğin simetri özelliğinin farklı bir anlatımı, bir yorumudur.
İnsan algısında genişleme ile insan zihni çok değişik spirütüel seyahatlar gerçekleştirebilecek boyuta bir gün gelecektir. Beynimizin işleyiş biçimlerini dikkat etmeden depolanan bilgilerin bizi her gün biraz daha farklılaştırmasına bakarsak, yaratma biçimlerinde sınır tanımayan bir yola girmiş gibiyiz. Evren ve dünya öyle bir maya ki hayal ettiğimiz her şeyi gerçekleme çabasına, gayretine girdiğimizde sanki bu anlamda bir hamur, bir devinim biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Bu gün bu tür bakış açılarının sonucunda, bilim sahnesinde Parapsikolojik yaklaşımların önemine doğru yeni bir yol aralanıyor. Bu yol bugüne kadar ihmal edilen, varlığın varlık biçimi ile maddi niceliksel özelliklerini inceleyen felsefe ve pozitif bilimlerin arka plana ittiği bir durumdur. Bir şeylerin eksikliğini önce sezgilerimiz söylemeye başladı. Ama bu sezgilerimizin bize söylediklerine de pek güvenemedik. Pozitif bilimin bize sunduğu bilgi edinme ve sınama yöntemleriyle anlaşılmayan sezgisel algılayışımız, bilimsel açıdan ihmal edilen bir durumdu.
Ama bugün top yekun bir sınır algı açılımı yaşıyoruz. İnsanlık tarihi boyunca teknolojik ve elektronik gelişimlerin bugün yaygın kullanımı, bize ruhsal değişimler yaşatmaktadır. Gelişen teknoloji sezgilerimize farkında olmadan bile bilgi aktarır hale geldi.
Elektronik ve bilgisayar gelişimin ilk evrelerinde gündeme yerleşen sanal gerçeklik, bu gün neredeyse gerçekliğin yerini alacak kadar kendini büyütmüş durumda. Sanal dediğimiz her şey aslında gerçek yaşamın kesitleri haline gelebilir oldu. Sanaldan birileri ile tanışıp sohbet edebiliyor onu fotografı ile tanıyor ve onunla yüz yüze geldiğimizde de artık onu daha önceden tanıyoruz izlenimini zihnimiz kabul ediyor ki; tamamı ile gerçekliğin sanal testinin pratik uygulaması gibi oluyor. Git gide zihnimiz bu olaya öyle alışır hale geldi ki evlerimizdeki tv ekranları zihnimize bunu günlük empoze eder hale geldi.
Bilgisayar teknolojisinin gelişimi, yaygınlaşması ve internet paylaşım portalları sayesinde de ilerleyen sanallık yeryüzünün yeni gerçekliğine eş deger hale geldi. Hatta bilimsel araştırmalarda ve hesaplamalarda bilgisayarlar bizim zihnimiz, gözümüz ve kulağımız gibi kullanılır hale geldi. Bu yöntemle giderek inandığımız bir gerçekliğin parçası olduk. Giderek yarı biyonik bir insan prototip yaratmaya bile başladık. Organ ile elektronik teması ve uyumunu başardık. Bu anlamda elektronik temelli, makine kökenli yapılarla insani ve hayvani organeller bile doku uyumuna girmiş görünüyor.
Bu anlamda güncel hayatın içinde yaşam dediğimiz bir formel biçimin ne olduğunu ve bu biçimin sınırlarının ne olduğunu giderek fazla sorgular olduk. Yaşam nedir?
Yaşam nedir? Sorusunu algılamak ve buna bir cevap bulmak bu günün biliminin giderek yaklaştığı bir ufuksal sınıra gelmiş gibiyiz. Yaşam formel biçimi ile sürekli kendini üreten, değişen ve evrilen bir biçim olduğunu daha iyi anlar olduk.
Atom altına kadar giden incelemeler ile galaktik bilgilerin gelişimi giderek algımıza bir gerçeklik sunuyor. Ama biz buna henüz inanmıyoruz. Zihin ortamına yönelik yeni çalışmalar yeni geliştirilen tekniklerle içimizi, zihnimizi yeniden düzenleyebilme teknikleri, ipnoz teknikleri ile insan bilinçaltının gözlenmesi giderek bize farklı gerçekliğin kapılarını aralamış durumda.
Ama bu gün bunun sentezini tam yapamıyor ve yeni bir ufuksal yol aralamayı da zihinsel devrim olarak yaşamaya gebe olduğumuzu düşünüyorum. Evet new age yani yeni çağ bize yeni bir kapı aralıyor ki giderek daha zihinsel bir çalışmaların ve uygulamaların hakim olduğu bir dünya ortamında yaşayacağız. Evet, giderek değişen algımız la biyolojik varlığımıza bile hükmeder hale geleceğiz.
Geçmiş dinlerde dinsel törenlerin bize söylediği, ibadet ve oruç tarzı sunumlar, günümüz bilgileri ile insanın yaşamsal sağlıklı yaşama bilincine yeniden sunulan ve daha tutarlı, teknik, bir bilimsellik içinde kullanılır hale geldi. Bugün hızla kilo alabiliyor ve verebiliyoruz. Bunlar için üstelik birden çok farklı yöntemi de kullanma biçimi sergileyebiliyoruz ki, bu bazen bir oyun bir hokkabazlık tekniği gibi algılanacak hale gelmiştir.
Bu çalışmaların her biri kendi içinde tutarlı ve geçerli bir yöntem olarak görünüyor. Bu da insan için dünya yaşamında hedef biçimi seçildikten sonra gerçekleşmeyecek bir şeyin olmadığını gösteren ilk deliller olarak bizi daha yüksek hayallerinn peşinde gitmeye koşturuyor. Bu tarz birikimlerin insani yeni deneyim ve mücadelelerle giderek kontrol edilebilir hokkabaz teknikleri gibi her insanın elinde kullanılabilir hale gelmesi insanlığın vardığı noktayı, ilerlemeyi kendi içinde hem tetikleyen ve hemde besleyen bir eylemsellikle devam etmesi, gelecekte ne kadar farklı bir algı dünyasında var olacağımızı öngörmek bile ufuksal bir sınırlama biçimidir.
Jeremy Rifkin ve Ted Howard “ Entropi” isimli kitabında, bilimsel yasalara bağlı gelecek öngörüsünde, insanlık açısından çağımızın ilerlemesinin kontrolün dışana çıkmasıyla insani gelişimin tehlikelerine dikkat çekmektedirler.
Bu anlamda düşünsel ötelemede, insanlığın aşılması gereken bir biyolojik varoluş biçimi olduğunu, bu nedenle de insanlık kendi farkındalığı olmadan bunu bir şekilde yaptığını sezgisel olarak kavramıştım.
Daha önceki karmaşık kültürleme ve düşünsel süreçlerim de kendi algım ile madde ve enerji etkileşiminin insan düşün alanını oluşturmasını gördüm. Bu madde enerji etkileşiminin insanda düşünce gibi farklı bir forma dönüşme biçimini ötelediğim de madde ve enerjinin farklı birer faz olması nedeni ile düşüncenin de bunların etkileşiminde oluşan başka bir faz olduğunu gördüm ve bir öteleme ki bu da ikili etkileşimden doğan düşünce den sonra üçlü etkileşimin dördüncü bir fazı ortaya çıkaracağını, bu süreç içinde de düşüncenin biyolojik bedene ihtiyaç duymadan varlığını sürdüreceğini sezgisel kavramıştım. İşte bu nedenledir ki, insanlığın uzun dönemdeki biyolojik varlığını giderek değiştiren bir sürece girmiş olması, insanın yok olması, olmayan ama maddi varlıksal boyutunu bu günkü anlamda yitirilmesi noktasına giden bir yolda olduğunu gördüm.
Bu yaklaşım, bütün bilgeliklerin en son hedefi, bütün mitolojik destanların ve bilgilerin kendi içinde doğruluğunun da ispatına giden bir biçimdi. Düşüncenin hakim olduğu bu çıkarsamalar da Orta çağ ilkel düşünce akımlarının içinde, salt aklın gerçekliğin önünde gitmesi anlamındaki, skolâstik düşünce biçimlerini de düşündükçe, görüyorum ki sezgisel algımıza yansıyan bir şeyler hep vardı. Ama bunun bütününü görmek, onu zihinde pişirip (pratik bir biçimde) algısal gerçekliğe taşımak için sanırım kolektif bilincin kavramasına sunulup sınanması gerekiyor. Giderek düşüncenin hükümdarlığının ne derece önemli hale geldiğini görüyoruz.
Ama orta çağdaki skolostik bakış içinde düşüncenin statik bir yaklaşım içinde salt gerçekliği temsil etmesi aslında doğru bir bakışın tek yöndeki bileşenine tutunan ve bu yanılsamının dışından bakamayan bir kısırlığın içinde uzun dönem kuluçka yaşaması için gerekliymiş sanırım. Bu kuluçka o dönemde devinimsel değişimin olgunlaşması, yeni formel biçimsel dönüşümün oluşması gerekliymiş. Bugün yeniden iktidar olan düşüncenin aynı zamanda tam olarak ne olduğunu da sorgulamamız gerekli olduğu yeni bir sınıra gelmiş bulunuyoruz.
Düşündüğümüz her şey bizim bilinç alanımızın yaratmasımıdır? Yoksa gaipten gelen(vahiy) her bilginin bilinç alanında vücut bulma biçimimi midir?
Sorgulama biçimimiz içinde her şeyi değiştirebiliriz. Hem bilimsel gerçekliğin rehberliğinde hem de düşüncenin özgürlüğünde metafizik boyutlarda dolaşıp, gerçeklik alanına getireceğimiz yeni fikir ve gerçeklikler varsa, onları yeniden maddi alana, bilinç alanının, kavrama alanının bir gerçekliği olarak katarız ki, bu yöntemle bilgi alanımızın, ufuksal algımızın genişliğini daha da genişletiriz.
Bu tarz yaklaşımlar bizim metafizik alanda dolaşırken kendimizin sağlıklı kalıp, kendi düşünselliğimizin çıkarsamalarına güvenmemizi ve edinilen tecrübelerin yeniden tekrarlanması ile de artık o düzeydeki bilinç düzeylerinin kazanılmış edimsel gerçeklik olarak kabullenmemizi daha da kolaylaştıracaktır. İnsan bilincini karıştıran tarihsel yolda çok olaylar olmuştur. Ama tarihsel gelişim içinde düşünsellik giderek geçmişte yadırgadığı ve kabullenmekte zorlandığı kavrayış biçimlerini bugün daha kolay ve akli bir algı olarak kabullenmiş durumdadır.
Dünyanın kendi etrafındaki dönemsi ve yuvarlak olduğunun algılanmasındaki bilimsel yaratma süreçlerinde ilk yaklaşımları ortaya çıkaran kişişleri algısal söylemlerine baktığımızda, o dönemde kendi algılarını yenen bu gerçekliğe çok zaman kendileri bile zor inanmışlardır.
Kişisel algı toplumsal alanda kendini test etmedikçe kavrayan zihin ortamında bile kendini söndürecek kadar da sanal bir gerçeklik olarak kalıyor.
Tüm evrenin bir düş olduğu söyleminde ki dinsel kökenli bilinç algılamalarına bakınca giderek söylemlerin yaklaşması ne ürkütücü, ne garip bir hal alıyor. Böyle bir söylemlerin yüz yıllar önce bile algılanmış olmasına rağmen bilim bunu kendi çıkmazındaki algı sınırlarını aşarken, ufuksal rampa, tramplen olarak kullanıp, ifade edilmeye calışılan gerçekliği daha tutarlı ve daha anlaşılır hale getiriyor. Ne yazıkki, özde insanın sezgiselliğinin içinde, tüm algımızı ve kavramamızı anlatan, insanlığın büyük birikiminin bilgileri gizli.
Biz bu bilgileri test edip gerçeklik alanına taşımada sanırım ölçme tekniklerimizi yanlış kullandık ki; bu kadar zamanda bile hala sezgilerimizin ne olduğunu bile ortaya koymuş değiliz. Sezgi nedir?
Sezgi gerçekliğin zaman ekseninden arınmış bilgi yumağından bilgi almak olarak tanımlayabilirim. Bu söylem bizim açımızdan sezgiyi kavramamızı oldukça kolaylaştıracaktır. Sezgi tüm insani tecrübemizin bir özeti, bir net simgesel temsilidir.
Genetik aktarım yolu ile nesiller boyu yaşam içinde gizil olarak aktarılan yaşamsal tecrübelerin dönemsel yorumudur. Bu yaşadığımız dönemin algı biçimine çözülürken kullanılan yöntemi güncel değildir. O zaman insanlığa düşen görev sezgi dilinin çözülmesidir. Bu yolla çok daha hızlı bilgi edinimine ulaşacağımız kesin görünmektedir.
Geçmişte edindiğimiz büyük tecrübeleri, yeni evrim süreçlerine girmeden ve algımızı gerçekliğin bilemesinde törpüleyerek, açı gerçekliğin içinden çıkarak kavramamıza gerek kalmadan da bilebiliriz ki; bu bizim açımızdan biraz tanrısallık biraz insanüstü bir varoluşa geçiştir. Tam anlamı ile ufuksal devrim biçimidir. Bu noktada günümüze kadar gelen bilginin tarihsel sürecinde farklı kulvarlarda dans eden disiplinlerin ortak çıkarsamasının sentezine ulaşmış oluruz. Artık bilimselliğin bilimine ulaşmış ve artık bilimselliğin bilimsel devrimini gerçekleştirmiş oluruz ki; bu olgu insan olmanın doruk noktasında insanlığımızı bugüne kadar ulaşılmayan bir boyutta evrilmesini ve evrim süreçlerinden tünelleme yolu ile ilerlemeyi de bulmuş oluruz ki; bu anlamda insanlığın evrenin hakimi olma yolunda zihinsel devrimlerinden en büyüğünü de gerçekleştirmiş oluruz.
Artık insan soyuna yeryüzünün dar geleceği ve biyolojik var oluşun içindeki prangalı varoluşun dışında bir dünya ve evren içinde yüzen bir form olarak yoluna devam edeceğinin algısını yakalamış olur ve bunun gerçeklemesinin yollarını, bilimselligini test etme uğraşılarına gireriz. Bu tanrıya yaklaşmak yada tanrıdan bir nefes daha çalmak ve beklide tanrının misafirliğine gitmek gibi bir yolculuk olacağı da bugünden söylemlendirilebilir.
————————————————-
Kurgula olsun
Ne güzel bir dünya
Çok güzel bir hamur, doğa
Ruhsal enerji-düşünce
Şekil verir hayatımıza


Bir Cevap Yazın